Milamber

Biz de Çocuktuk…

Posted by: milamber on: Mayıs 5, 2009

Çocukluğumu hatırladım. Kişisel kimliğimin oluşmasında büyük bir pay sahibi olan eski mahallem aklıma geldi. Aslında hala aynı yerde ikamet ettiğimden ötürü onu eski* diye yaftalamamam gerekir; fakat o kadar çok şey değişti ki…

Sokaklar daha güvenliydi şimdikine nazaran, komşuluk ise daha belirgin. Anneler her zamanki gibi tembihlerini peşin peşin sıralar, gönül rahatlığıyla sokağa salarlardı yavrularını. Hem de ne tembihlerle, ahlak ve görgü kuralları gibi yer etmiş kurallardı bunlar bir çocuk için.

“Fazla koşup da terleme”,
“Terliyken su içme”,
“Arabalara dikkat et”,
“Kavga etme”,
“Dayak yeme”,
“Başkasını kapımıza getirtme”,
“Mahalleden uzaklaşma”,
“Camdan baktığım zaman seni göreceğim”
ve daha nicesi.

Çocuk ise, tüm masumiyetini takınarak söylediği “Peki anneciğim” cümlesi ile soluğu dışarda alırdı. Sonrası malum: gelsin oyunlar, türlü türlü yaramazlıklar. Burası çocukların talim, terbiye arenasıydı adeta. Sokak terbiyesiydi edinilen, bir çocuğun dışarı ile ilk buluşması, hayatta kalması için gerekli olan herşeydi.

Önceden kurdukları organizasyon bir araya gelirdi öncelikle. Eksik olan mahalle sakini evinden çağrılır, gerekirse annesinin izin vermesi için “teyzeye” dil dökülürdü. Ardından ekibin bir araya gelişi ile kısa bir toplantı yapılır, ardından gün içerisinde sorumlu oldukları oyunlar oynanırdı. Sanırım bir insan, “organizasyon ve yönetim” hakkında onca şeyi bu ortamda öğreniyor; hem de teorik kalıpları ezberlemekten ziyade, hissederek.

Çocuğun bağlı olduğu “mahalle” bir reis, yardımcı ve mahalle sakinlerinden oluşurdu. Ortak bir amaçları vardı: mahallelerini diğer mahallelerden üstün olmasını sağlamak. Sportif faaliyetler başta olmak üzere, bütün faaliyetlerde. Bunun için kendi aralarında sürekli alıştırma yaparlar; sevgi, saygı çerçevesinde paylaşımda bulunurlardı. Kavga olmaz mıydı? Tabi olurdu; ama bu mahalle yapısın bozmayan ve kısa sürede çözülen basit problemlerdi.

Çocuğun adalet ve paylaşım ile ilk tanışma ortamıydı buraları aynı zamanda. Bir şahsın topundan ziyade “Mahallenin Topu” vardı ve makbuldu. Yeri gelmişken söyleyeyim: mahallenin topu, ekibin bu konuda en hünerlisi tarafından seçilir, “yumurta” olmamasına dikkat edilirdi. Bu, topu havada kavisli atarak döndürerek ya da birkaç sayı ayakta sektirerek kolaylıkla anlaşılırdı.

Takımlı oyunlarda ise, “adımlaşma”, “top mu, kale mi”, “yazı tura” yöntemleri çok yaygındı. Ekibin en iyi sayıcıları adımlaşır: “tam”, “yarım” adımlarla rakibin ayağını öncelikle basılmaya çalışırdı.

Mahallenin finans kaynakları ise: ferdi harçlıklar, bayram harçlıkları ve yolda bulunan paralardı. Bu paralar iktisat prensiplerine riayet ederek kullanılır, herkes için en fazla fayda hedeflenirdi. Sermayenin harcanma yerleri: toplar, çikolatalar, futbolcu kağıtları, bilyeler(misket), muhallebiler, şam tatlıları, lahmacunlar, dönme dolaplar idi.

Biraz oynadığımız oyunlardan bahsedeyim : Misket oynamayı severdik ekseriyetle. “Çukur, Ankara” tabir edilen misket oyunları tercih edilirdi. Rakibe 1′lik misketler verilir(kaybedilince), oyun esnasında ise kemik ve parmağa tam oturan misketler tercih edilir. Misket oyunun kendine has terminolojisi vardı, hatırlayamıyorum; ama “Çer Çöp” dendiği zaman “ilgili alan temizlenecek” anlaşılırdı.

Gazoz kapağı oynama, Saklambaç, Mısır, Uzun eşek, Birdir bir, Yakar Top*(belki de böyle değildi ismi).

Tabi ki çift kale maçlar. Voleybol, basketbol da oynardık. Basketbol için potamız yoktu; fakat kabul ettiğimiz bir noktayı pota varsayar, sayı üstüne sayı alırdık.

Toprak bir arazi bulup, yüksekçe yerine büyük bir dikkatle çıkarak dağcılık tecrübesi de yaşadık. Üstümüz başımız batardı bu oyunda, tırnaklarımıza ise toprak dolardı. Evde de bir güzel “haşlama” bizi beklerdi.

Bütün bunları neden mi yazdım. Ahmet Rasim‘in “Falaka” adlı eserini okudum. Kendi çocukluğuma gittim bu eserle, “biz de çocuktuk” dedim. Ahmet Rasim’in kitap geçen hatırladığı oyunlar şöyle : “Leblebi ile tek mi çift mi; iplikten su yolu; almaca; ten ten; el el üstünde kimin eli var; vay benim köse sakalım; eveleme develeme, devekuşu kovalama; parmak ayırmaca; yokuş aşağı; seke sekek ben geldim; çıngırağım hoş geldin; fış fış kayıkçı; duvarda top; cevizle vurup almaca; beştaş…”

Şimdiki çocuklarımız ne yapıyorlar? Böyle bir organizasyonda yer alabiliyorlar mı? Gerçek* oyunlar oynuyorlar mı? Gelişimlerinde önemli yer tutan, keşfetme, yer edinme, fiziksel temas içerisindeler mi?

1 Yorum "Biz de Çocuktuk…"

ben halen büyümediğimi düşünüyorum.. :D

Yorum Yapın