Milamber

Kendine Bak!

Posted by: milamber on: Ocak 25, 2009

Yabancısıydı bulunduğu şehrin: her sene bilmem kaç yüz bin kişinin hicret ettiği, dolup boşalan bu yerin. Hani bazı şehirler vardır: “hodri meydan” der, hodgamdır, kendini beğenmiştir, nazlıdır; muhacirlerini bir nevi teste tabi tutar, sabırlı ve gerçekten samimi kişilere kucak açar, en mahrem sırlarını paylaşır, sever onları…

Bu hikayedeki zat-ı muhterem; yeni bir umut, yeni bir renk, yeni bir soluk duyma ve hissetme temennisi ile gelmişti. Hicretin sebebi, ülkesinde aradığını bulamama ya da sıkıldığı, dışlandığından ötürü değildi; kendi ülkesinde kazandığı rengi(kültürü) buralarda paylaşmak ve mevcut renk ile güzel bir terkip çıkartma sevdasındaydı belki de.

Memleketinde biriktirdiği paralarla küçük bir esnaf dükkanı açtı burada. İnsanlarla iç içe olmalıydı ve insanlarla iç içe olmanın, yeni dostluklar kazanmanın en güzel yolu ticaret yapmaktı. İnsanların ihtiyaçlarını karşılamak, farklı zevk sahiplerine hitap etmek, tebessüm etmek, kapı komşuları edinmek, helal rızık peşinde koşmak için çalışmak; ticaret, zahiren alış-veriş, lakin batında bir çok anlama geliyordu.

Kendi memleketinden getirttiği el işleri, dokumalar ve süs eşyaları satıyordu. İşler halk tabiriyle “tıkırındaydı”. Bir gün, sabahın erken saatlerinde açtığı dükkanının camını kırılmış buldu. Şaşırmış olsa da, üzerinde fazla düşünmeden camcıyı çağırıp camını değiştirtti. Sonraki günlerde periyodik olarak tekrar ve tekrar camını kırılmış olarak buldu. Görünen o ki, birileri kendisine husumet besliyor ve bu yolla öfkesini gösteriyorlardı. Artık istenmeyen kişi idi.

Sonradan öğrendi ki; birkaç kendini bilmez kişinin, yabancılara uyguladıkları ve bu şehri terketmeleri adına verilan bir zarardı bu. Bundan önceki yabancılar da benzer durumlarla karşılaşmış; şikayet yolunu denemişler; ama bir türlü bu kişilerden kurtulamamışlardı. Zamanla da şehri terketmişlerdi…

Oturdu. Uzun uzun düşündü. O, öfkeye öfke ile karşılık verecek bir yapıda değildi. Bu ülkeye kendi rengini göstermeye gelmişti; kendi rengi, öfkeye karşı öfke değil, bilakis nasihat ile karşılık verilmesini öğütlüyordu. O da nasihatını muhatabının anlayacağı şekilde yapmalıydı.

Ertesi gün, camına boydan boya elinde taş tutan ve atmak için gerilmiş bir adam resmi çizdirdi. Yanına da “Kendine Bak!” diye yazdırdı. Basit bir resim ve basit bir yazıydı; ama muhataplara iyi bir ders olmuştu. Yabancı abileri, öfkeyi arttırmadan onlara nasihatta bulunmuştu.

Dükkana gelip özür dilediler ve O’ndan daha fazla nasihat almak için sık sık kapısını aşındırdılar…

Yorum Yapın